Altan Tanrıverdi | Öylesine | 4 yorum
Erdal Eren…
Erdal Eren’in idam edildiği günü hatırlamıyorum, babamın tayinini takiben Malatya’nın Erkenek kasabasına yerleşmiştik darbeden önce.
Daha sonraki yıllarda olanlar benim için daha net. Kasabada darbe anayasasına red oyu veren tek bireyin bizim evde olması iyi gözle bakılan bir şey değildi o zamanlar. Yo hayır o birey babam değil, annemdi. Evimizin bitişiğinde bulunan askeriyenin bizim eve komşu olan tarafına da bir gözetleme kulesi dikilmişti.
Erdal Eren’in adını ilk 1992′de duydum. O zamandan bu yana herhangi bir devletin 17 yaşındaki bir insanın hayat hakkını elinden almak için gösterdiği bu gayreti anlamakta zorluk çekerim. Darbe ile gelen bir yönetim anlayışının kendinde bu hakkı görmesini ve halkın bunu sessizce izlemesini anlamam mümkün olamadı hiç.
Geçenlerde Victor Jara öldürülmesinden 36 yıl sonra devlet başkanı dahil her kesimden insanın katılımıyla uğurlandı. Şili bugün, o günün hesabını intikam duygularından uzak bir şekilde adalet aramak için soruyor. Türkiye’de ise insanlar adaleti hep kendileri için istediklerinden ve başkasına sunulana tahammül edemeklerinden bu hesap hiç sorulamayacak gibi duruyor.
Düzmece kurgularla idam sehpasına çıkarılan birçok insan nezdinde Erdal Eren bir simge ve onu asanların hala “pişman olmadık”larını belirtebildikleri bir ülkenin yitik bir kuşağının temsilcisi. Bizim yaşımızdaki insanların hayatlarını da tamamen etkileyen, korkularla büyütülmemize neden olan, susmanın bir yaşam tarzı haline getirilmesini sağlayan bu süreç için kimi suçlamamız gerekir bilmiyorum?
O gün Erdal Eren’in yaşıtlarının çoğu şimdi Erdal Eren ile yaşıt çocukların ebeveynleri oldular. Erdal Eren’in bunu yaşaması hiç mümkün olamadı, belki de hayatında bir kızı öpmenin ve ona aşık olmanın güzelliğini hiç yaşamadı. “Yaşlanınca bırakırsınız bu işleri” diyenlere cevap verecek kadar yaşlanamadı hiç. Ona o hayatı vermemiş olanlar, alma hakları olduğunu düşündü ve aldılar.
Devlet ve bireyler arasında olduğu öne sürülen toplumsal sözleşme (ki imzalamama hakkınız yoktur) bireyin devlet için olduğu bir sözleşmeye dönüşmüş ise devlet varlık nedenini yitirmiş demektir. Devlet gencecik bedenlerin kırılan boyunlarında kendini var ediyorsa ve bunu değiştirmek için hala bir girişimde bulunmuyor ve o zamanının anayasası ile varlığını sürdürmeye çalışıyorsa, toplumsal yaşamı düzenleme aygıtı olmaktan çıkıp kendini kutsallaştırıyorsa, suç bizde. Bu suçtan bana düşen kısmı omuzlarımda ağırlık olarak kalmaya devam ediyor.
Erdal Eren… Sevgiyle anıyorum seni ağabeyim…



Selam Altan abi, bence cok doğru yazmışsın ve onu ölüme götürenler bugün deniz kenarındaki villalarda oturuyorlar ama birgün hesabı sorulur. Sana Erdal Eren le ilgili bir parça öneriyorum “Mor ve ötesi”nden “Darbe”… Umarım beğenirsin.
Teşekkürler Alhan.
Güzel yazılmış. Ben de şöyle katılmış olayım: http://kalemzede2.wordpress.com/2009/12/11/rahat-uyu-kardesim/
Bence sen Javayı,PHP yi bırak güncel konular hakkında yaz
çok güzel bir yazı olmuş eli sağlık.